3 Temmuz 2010 Cumartesi

adam keyfine düşkün beyler!

    maradona almanya maçından önceki bir idmanda purosuyla... 


emo dünya kupası






2 Temmuz 2010 Cuma

görücez bakalım!

      dünya kupası çeyrek final maçınıza en iyi nasıl hazırlanırdınız? otel odasında tıkılı kalıp erkenden yatağa girerek mi? başka takımlardansanız evet ancak söz konusu gana ise işler biraz değişiyor. afrika'nın kara yıldızları gece yarısına kadar johannesburg'da bir kumarhanede yediler içtiler hatta kumar oynayıp eğlendiler. ülke tarihinin en büyük maçına 2 gün kala bunları yapmak normal mi sayılmalı? eve dönen ingiliz gazeteleri de boş durmamış hemen eşelemeye başlamışlar mevzuyu. erken dönüşün sebebi olarak capello'nun askeri kamp kurallarından dem vurup "biraz daha özgür bırakmalıydı"ya getirmeye çalışmışlar. ingilizleri boş verirsek, bu rahat ortamın nasıl takıma nasıl bir etkisi olacağını bu akşam göreceğiz hep beraber.

    

güney afrikadan 7 büyük hakem hatası

     ingiltere-almanya maçında frank lampard'ın üst direkten sekip yere çarpan ve geri çıkan topunu hakem göremedi.


     2-2 biten abd-slovenya maçının 86. dakikasında maurice edu'nun attığı bu gol hakem tarafından bir gerekçe gösterilmeksizin iptal edildi. fifa daha sonra web sitesinden"faul vardı" dese de hakemden bir doğrulama gelmedi. bu gol verilseydi dünya kupaları tarihinde ilk kez bir takım 2-0'dan gelip maçı çevirmiş olacaktı. yazık oldu.


    cezayir-abd maçının 21. dakikasında en azından ofsayt gerekçesiyle sayılmayan bir gol var bu kez. c grubunun son maçlarında atılan her golün farklı  takımları bir üst tura çıkardığı göz önüne alınırsa, bu golün değeri daha da anlaşılır. neyse ki amerika 90+'da bulduğu golle gruptan çıkmayı başarabildi ve çok da öne çıkmadı bu olay.


    almanya-sırbistan maçı. selam vermeden sarı kart dağıtan hakemimiz 37. dakikada klose'yi oyundan atar ve 1 dakika sonra moral olarak çöken almanya golü yer. ayrıca bu maçta turnuvanın en kötü hakemini izleme fırsatımız da olur. havadan sudan sebeplerden iki takıma toplam 9 sarı kart gösterir ki oyunun durması için ne gerekiyorsa yaptı diyebiliriz. herhalde epey yorgundu o gün, koşmak istemedi pek...


    brezilya-fil dişi sahilleri maçı... bütün maç ayağına gelen her topla beraber  mütemadiyen faullerle düşürülen kaka, keita'nın rivaldovari hareketleriyle ikinci sarıdan oyundan atılır. ilginç olan ise sert oynayan fil dişi'nin maçı 11 kişi tamamlaması oldu. 


    arjantin-meksika 2. tur maçı. carlos tevezin ofsayt pozisyonunda olduğunu görmeyen hakem golü verir. o esnada staddaki ekranlarda golün tekrarını izlerler ve sanırım dünya başlarına yıkılır. iki takım hakemlerin etrafını sarar: biri iptal ettirmek diğeri golü geçerli saydırabilmek için.  hakemler de golü iptal etmek için  bir an duraklasalar da kararı değiştirmezler ve morali bozulan meksika silkelenip kendine gelene kadar bir ikinci gol daha yer.  ikinci arı iyi oynasa da meksika hakemin ilk goldeki hatasından ötürü belki de haksız bir mağlubiyet alır. 


     brezilya- fil dişi sahilleri maçı. brezilya'nın 2. golünü atan fabiano topu kontrol edene kadar 2 kolunu da kullanır ama eyyamcı hakemimiz kendisine "yürü ya kulum" der. golü de verir. santraya dönüşte yaşanan diyalog ise golden daha saçmadır. 


nba'de transfer mesaisi

    1 temmuz itibariyle sözleşmesi sona eren nba oyuncuları artık istedikleri takımlarla görüşmelere başlayabildiler. twitler sel oldu koca gün gerek oyuncuların gerek takımların açıklamalarıyla. kalkan uçakların haddi hesabı yok. sebebine gelince de başta lebron james olmak üzere dirk nowitzki, dwyane wade, chris bosh, amar'e gibi yeteneklerin free agent olmaları. avantajlı takımlar kimler, salary capler ne alemde sanırım konyalıportlandlılar incelemişlerdir ancak ben de şöyle ufak bir transferleri özetleyen linkle süreci  takibinize yardımcı olayım dedim. buyrun şöyle

29 Haziran 2010 Salı

yüzüklerin efendisi: vuvzela kardeşliği..

        son bir haftadır moşgul olduğumdan görememişim bunu zamanında . neyse geç olsun güç olmasın... gandalf'ın yan yan bakışı çok güzel olmuş.

24 Haziran 2010 Perşembe

orada neler oldu?



malum fransa'nın bize bir 2002 nostaljisi yaşatarak elenmesine tanık olduk. kavgalar, kürüfür-ler, ihraçlar falan oldu ama fransa bu noktaya nasıl geldi? bazı bilinmeyen şeyler olsa da olayların kronolojisi şöyle aşşağı yukarı:

>> domenech futbolcuları tarafından sevilmediğini bilir ancak şu ana kadar yaptığı en iyi şey olan medyaya iyi ilişkiler kurmayı bu seferlik atlar. bu takımın içinde birşeylerin kaynamakta olduğunu haber verir bir bakıma.

>> ribery birkaç ay önce patlak veren seks skandalı nedeniyle pek göze batmak istemez. etliye sütlüye karışmaz.

>> evra'nın kaptan seçilmesine bozulan gallas medyayla konuşmaz. her ne kadar anlaşılarak bu kararın verildiği söylense de görünen o ki bu konuda ciddi sıkıntılar yaşanmış.

>> uruguay maçına 24 saat kala yapılan antremanda maluda ile domenech tartışır. evra'nın araya girmesiyle olaylar yatışır ancak domenech maçta maludayı oynatmaz. böylece maluda da küstürülmüş olunur.

>> meksika maçına iyi başlayan fransa devre arasından sonra resmen elleriyle maçı hediye etti meksikaya. maçın kaybedilmesiyle birlikte kupadan elenme eşiğine gelen fransa'da sinirler gerilmişti. bu gerginliği en üst noktada yaşayan isim ise anelka oldu ve soyunma odasında domenech'e "git kendini s**, sen pis o***** çocuğu" diye bağırdı ve daha sonra kendisinden özür dilemeyi reddetti.

>> evra takım arkadaşını korumak için olayı yalanlasa da anelka'nın sessizliği olayın gerçekliğini kanıtlar nitelikte. anelka'nın tek açıklaması ise şuydu. Bunun nedeni benim canımı yakmak isteyen bir kişi. bu sözlerin ardından takımdaki 'vatan haini'nin kim olduğu tartışılmaya başlandı.

>>bunlar dışında eskiden beri var olan takımdaki gruplaşma ve domenech'in oyuncu tercihlerine futbolcuların müdahale etme girişimlerini de biliyoruz. bu turnuvanın başında da bunlar konuşulmuştu yine. 

>> bir de milli takım ana sponsorlarından biri ya da birkaçının anlaşmalarını fesh ettiklerini yabancı bir kanalın (bbc ya da el cezire olabilir) altyazısında görmüştüm. olay sadece kişileri değil fransa futbol federasyonunun gelirlerini de etkiledi böylece.

   bu aralar sarkozy henry ile görüşecekmiş olan biteni öğrenmek için. umarım başka şeyler de öğrenme fırsatımız olur.


       şu güney afrika maçına kadar çok da umrumda değildi fransa açıkçası. herkesçe beddua edilen bir takım zaten ama şu maçta fransa'yı eleştirdiği için parreira'nın elini sıkmaması var ki  "yeter" dedim. anelka az bile söylemiş sana. çabuk silin tarih sahnesinden.

18 Haziran 2010 Cuma

şampiyon lakers...

16 Haziran 2010 Çarşamba

o orta nereye kardeş?

    iğrenç bir takım düşünün. en büyük özelliği topu ayağında tutabilen ve çok isabetli paslar atabilen oyunculardan kurulu olması olsun. ve öyle taraftarlar düşünün ki bu top kaptırmayan takım o özgüvenle maçın ilk saniyesinden itibaren top çevirmeye başlayınca, mecburen defansa çekilen rakipleri anti-futbol oynamakla, 11 kişi defans yapmakla suçlasın. peki soruyorum kendilerine: ya ne yapsınlar? 

   xavi, iniesta, xabi ve busquets  ile maça başlayan ve rakibi pek sallamaz görüntüsü çizen barcelona omurgalı ispanya, inter'den sonra bir kez daha kapalı savunmayı aşamayıp yenilerek dünya kupasının şimdiye kadarki en büyük süprizine imza attı. ilk düdükle top çevirerek boşluk arayan ama bulduğu boşluklardan sonuç çıkaramayan ispanya golü yedikten sonra öyle bir tutuştu ki anlatamam. al-yana ver-geri dön-sol beke-ortaya-az ileri-iki geri-üç ileri taktiği pozisyon bulsalar da yemedi bu kez. özellikle navas oyuna girdikten sonra "kaleye pas yaparak girelim" oyununa ihanet ederek çam yarması gibi adamların arasındaki dereotu tipli adamlara orta açmaları çok komiğime gitti.

   maçın bir başka yönü de messi mi xavi-iniesta'ya bağımlı yoksa aksi mi tartışmalarına biraz cevap olur nitelikteydi. messi ne kadar tek başına da olsa alıp başını ceza sahasına dalma imkanı sadece kendi ayaklarına bakmakta ama bugün içeri giremeyen ispanya'nın yukarıda bahsettiğim orta açma sevdasına kapılması hep bu adam eksiltme yeteneği olan birinin oyunda olmamasından ötürüydü. umarım ispanya en kısa sürede brezilya ile eşleşip evine döner. zaten forvetlerinin de gol atmaya pek niyeti yoktu sanki.

               soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalmayan bir apaçi grubu, yörede belgesel çeken bbc kameralarınca böyle görüntülendi...


   

oley oley oley! bern schuster!

   sonunda beşiktaş çeşitli spekülasyonlardan sora yeni teknik direktörüne kavuştu. istanbul'a bugün gelen schuster'i bir grup beşiktaşlı taraftar "oley oley oley! bern schuster" tezahüratıyla karşıladı. gelmeden önce "del bosque'den türk futbolu hakkında bilgi aldım hava alanında omuzlara alırlar giderken kimseyi göremezsin" gibisinden taktikler almasına rağmen omuzlara alınmaktan kurtulamadı. sonu benzemesin diğerlerine diyerek başarılar diliyorum kendisine. 

   

15 Haziran 2010 Salı

günün özeti #5

   günün kesin sıkıcı maç kadrosundan slovakya-yeni zelanda maçını izledik ilk olarak. slovakya genelde oyunun hakimi olmasına rağmen golden sonra farkı açamayınca hep diken üstünde devam etti maça. son 10-15 dakikada gelen çok gereksiz değişikliklerle kontra atak futbolcularını oyuna süren slovakya teknik direktörü, beraberlik golünün yenmesinde başrol oynadı. holosko ve stoch oyuna girdikten sonra topa dokunamadılar desek yeridir. bu maça dair beklentisi olanlardan sadece ankaragüçlüler sevinerek ayrıldı (1-1)

  saat 5'teki  portekiz- fildişi sahilleri yukarıdaki buhrandan sonra bize ilaç olmasını bekledik. portekiz maça hızlı başlayıp ronaldo ile 30 metreden bir direkten dönen top dışında hemen hemen hiçbir şey yapamadı. tabi bunda fildişi'nin inanılmaz fizik gücü ve bu gücü göstermek için giydikleri dar formaların portekizlileri korkutması da etkiliydi. fildişiş kale önüne kadar gidip pozisyona girmekte zorlanınca kolundan alçılı olan drogba oyuna girmek zorunda kaldı. aslında fildişi biraz gününde bir kalou ve erken oyuna alınmış bir keita ile bu maçı alabilirdi. mücadelesi yüksek pozisyonu kısır bir maç daha bitti ve biz brezilya maçı öncesi yemek yemek için evlere dağıldık. bu arada bir ek: drogbanın kolundaki aparata laf edip "kolye vs.. yasak ona neden izin var" diye soran portekiz teknik direktörüne "yüzünde maskeyle oynayan oyuncu hiç mi görmedin" şimdiye kadar demek istiyorum.

   brezilya oyanamadan dünya kupası başlamış sayılmaz denir. biz kafede yerimizi almış takımların milli marşları okunurken bir koreli oyuncunu göz yaşları yüreğimizden vurdu bizi. o andan itibaren koreli olmuştuk. ilk yarıda tarihinde ilk defa kore'yi izleyen herkesin -ki ömer üründül hariç- takdirini kazanan bir mücadele örneği gösterdiler. maç başlamadan brezilya'yı destekleyen biz robinho, maicon gibi oyuncular hareket yaptıklarında "düzgün oynayın lan" diye bağırma eşiğine ulaştık neredeyse. talihsiz bir gol arkasından asistiyle çok güzel bir gol yedikten sonra kore biraz daha açık oynadı ve "hasan şaş" golü dediğimiz türden bir golle farkı bire indirdi. o futbolcuların ve teknik direktörünün sevinciyle biz de mutlu olduk. futbolda adı olmayan bir ülke dünyanın zirvesindeki isme kafa tutmuştu bu maç. ne kadar gururlansalar azdır. 


dünya kupası topları


  the new york time güzel bir derleme yapmış ve bugüne kadarki dünya kupalarında kullanılan topları flash uygulamasıyla sunmuş. final maçlarının skorları da yazmakta.   buradan buyurun

bugünü saymam!

     gündüz hollanda - danimarka maçını izledik. 

     sonuç 2-0 hollanda kazandı. sonlara doğru elia girmese iyi bir öğle uykusu çekebilirdik aslında. yazık oldu bize. bari erkenn soksaydınız şunu da vaktimizi harcadığımıza değecek birşey izleyebilseydik.

    kamerun - japonya fiyaskosu da ayrı mevzu. bir sol bek düşünün ki 3 kere top cambazlığı yapma girişiminde bulunsun ( top hareket halindeyken ronaldo gibi ayakları üzerinden geçirme) ve bunun iki tanesini taca diğerini de rakibe versin. yanındaki adama pas atamayan adamları görünce değmez dedim ve eto'o'nun sağ çizgiden içeri ortaladığı toptan sonra izlemeyi bıraktım. tebrikler japonya (1-0)

    italya maçının ilk yarısı sağnak yağış altında oynandı. italya o kadar güzel defans yaptı ve pas yollarını tıkadı ki italya yarı sahasında paraguay'ın neredeyse üç pas ard arda yaptığı bir an olmadı. zaten golleri de duran toptan geldi.  italya hazırlık maçlarından daha iyi oynadı ama forvette iaquinta'nın yerine di natale oynasa belki de daha farklı hücumlar denenebilirdi. devre arasında buffon oyundan çıktı ama nedeniyle ilgili bir şey duymadım henüz. italya için hala umut var... (1-1)

Site Meter