
...etrafına stad yaparmış diyesi geliyor insanın. katardaki bazı stad projeleriymiş efendim. diğer projeler fotomaç'ta

nike'ın hazırladığı "write the future" temalı, tvlerde parça parça dönen reklamın tam hali
dünya kupasının kapıya dayandığı şu günlerde marca gazetesi müthiş bir tasarım yapmış. çok yararlı buldum ve paylaşmak istedim linki aşşağıda. bu arada spor basınındaki bir eksikliğe dikkat çekmek istedim: espn gibi bazı sitelerde dünya kupasını gösteren ve geri sayım yapan bir saat var. her ziyaret edişimde gözüm takılır ve kupanın başlamasına ne kadar yakın olduğumuzu hatırlar heyecan duyarım. bizim sporla ilgili sitelerimizde de görmek istediğim bir şey bu. belki çok mühim değil ama böyle küçük detaylar toplandıkça o büyük tabloyu güzelleştirdiğine inanıyorum.
-marca'nın fikstürüyle ilgili bir not: o saatlere 1 saat ekleyin yerel saat farkından dolayı. yani ilk maç türkiye saati ile 4te değil 5te. diğer fikstür ise türkiye saatine göre hazırlanmış ve daha basit.
klüpler birliğinde alınan karar tff'ye sunulmuştu ve tff de bu kararı onayladı. buna göre turkcell süper lig'de mücadele edecek kulüplerin on yabancı futbolcu ile sözleşme imzalamasını karara bağladı. buna göre 6 yabancı sahada 2 yedek klübesinde 2 tane de trübünde futbolcu bulundurabilecek takımlarımız. avrupa maçlarında ise durum isteğe bağlı tabiki. taraftarların tribünlerde futbolcu hasreti çekmelerine daha fazla göz yummayan tff'yi aldığı bu karar dolayı kutlayıp "te allam" diyoruz.bir ingiliz gazetesinde görmüştüm benim de aklıma yattı bu iş ben de bir iki karalayayım dedim. kimisi gazeteden kimisi benden. işte ülkeleri için bu turnuvada en önemli oyuncular:

yukarıdaki bayrak başlıktan anlaşılabileceği gibi fildişi sahillerine ait. renklerin biraz soluk oluşu milli takım formalarına da yansımış malesef. 2006 dünya kupasında turuncu ağırlıklı hoş bir tasarım kullanan fildişinin 2010 güney afrika forması bence epeyce kötü tasarlanmış renklerin, adeta dans ederken birbirlerinin ayaklarına basar görüntüsü vardı uyum açısından. ya da düşündüm de venus williams gibi seksi bir hava katmak için de yapılmış olabilir o şortlardaki kahverengilik! resim dün oynanan fildişi-paraguay hazırlık maçından ve umarım o formayı değiştirme fırsatı olur fildişinin.
meraklısına not: maç 2-2 beraberlikle sona erdi. goller lucas barrios(75)aureliano torres (89) souleymane bamba (73) didier drogba (53)
geçen gün aziz yıldırım bir talihsiz açıklamaya daha imza atarak şu açıklamayı yaptı. hatırlatma için özet geçersek bursaspor'u hesaba katmadığını söyledi başkan ve diğer iki büyüğe 10-12 puan fark atmanın önemine değindi. burdaki mantık 2007 yılına kadar bir nebze geçerliydi ancak ortada iki sene şampiyonluk kovalamış bir sivas varken nasıl sadece galatasaray ve beşiktaşı düşündü onu merak ediyorum cidden. artık aziz yıldırım ligin sadece üç takım arasında oynanmadığını görmeli. son yıllarda dört büyüklerin arasına sürekli bir takım girer oldu ve gidişat da bunu bir süre daha sürme eğiliminde olduğı zannımca. kaldı ki bursa geçen sene 2. devrede en çok puan toplayan ya birinci ya da ikinci takımdı ve diplerden gelip neredeyse uefa'ya bilet almak üzereydi. şampiyon olamama şokunu hala atlatmadığını varsayıyorum aziz bey'in. ama fenerbahçe gibi bir klübü geçen sene bülent uygun'un söylediği sözlerdeki gibi kabul etmek biraz abuk kaçar. ne demişti uygun derseniz;
"şampiyon biziz birinci kim?"
nerde kaldı islam çupi'nin fenerbahçesinin büyüklüğü? ya da nerede kaldı rakiplere saygı?

ve sonunda beklenen gün geldi çattı, sonucuyla da yıktı geçti koca memleketi. açıkçası son sunumların sonucu çok etkilemediğini düşündüğüm oylamada aleyhimize gelişen iki olay vardı. birincisi ramazan ayı-içki ilişkisiydi ki bence diğer lobilerin elindeki büyük ve malesef haklı bir konuydu. özellikle kayseri üzerinde dolaşan bu çekinceye zamanında (2005 ya da 2006) ramazan ayında ankara üniversitesi kantinini basan gazi üni.li sözde ülkücü tayfanın oruç kavgasına ve millete çektirdiği eziyete saşih olmuştum. başkent'i böyle olan bir ülkede daha muhafazakar illerinde neler olabilirdi, onu da az çok tahmmin etmek olası. bu konuyla ilgili işin bir ilginç yanı da urfa neden yok, doğudan başka il neden yok diye bık bık eden, kayserinin adaylığını kabullenmiş kimi yazarların sonuçlar açıklandıktan sonra keşke daha açık görüşlü yerler seçseydik diyebilmiş olmalarıydı. ikinci sebep de son anda kinder süpriz yumurtadan çıkan nicolas sarkozy'di. delegeler sanırım o ana kadar daha rahattılar ve tek fransız ile uğraşabileceklerini düşündüler ama o süpriz ve teker teker tanıştırma faslı üzerlerindeki baskıyı arttırdı sanırım.
neyse giden gitti kalan kaldı sonuçta. ne şenez erziğe "neden lobi yapmadınız" diye çatan gazetecilere, ne de olayın komplo teorileri kısmında "keşke biz de para yedirseydik"çilere girmeyeceğim ama son bir şeye değinmek isterim ki o da diğer rakiplerin kafilelerindeki futbolculardı. bizim futbolun ne kadar gerisinde kaldığımızın resmi gibiydi malesef. müthiş bir yıldızlar geçidiydi resmen...
yukarıda ziya doğan aşşağıda güvenç kurtar. bu iki hocanın takımları konyaspor ve altay dün akşam play-off maçında karşı karşıya geldi ve maç 2-2'lik eşitlikle sonlanmasıyla konya tekrar turkcell süper lig' e merhaba dedi. ancak bu maçın en iginç tarafı bu iki hocanın da bu sene diyarbakırspor'da görev yapmış olmalarıydı. kader işte...
ve boynuz kulağa son düzlükte iki boy fark attı sayın seyirciler. "special one"ın söylediği gibi "beni sadece bendne daha iyi bi teknik direktör yenebilir ki öyle biri yok, ya da ustam yenebilir"
"şüphesiz ki ben herşeyi kazanırım" aziz josé