31 Temmuz 2009 Cuma
obama 2018 dünya kupasına talip...
biraz eskilerden, nisan ayının haberi bu. ancak yorum yazmadan geçemedim. bildiğiniz gibi amerikanın her alanda üstünlük kurmak gibi bir saplantıları vardır. bunun için uzun vadeli planlar uygulayıp başarı için her şeyi yapmaya hazırdırlar.(olimpiyatta toplam madalya sayısının sadece altın madalya sıralamasından üstün olduğunu iddia etmek- kaybettikleri bir müsabakadan sonra kendi atletlerinin hatalı çıkış yaptığını öne sürerek yarışın tekrarlanmasını istemek gibi) şimdi de hedeflerinde futbol var.

konfederasyon kupası sırasında abd maçlarını izlerken 94 dünya kupası ev sahipliğini abd'nin almasının temel nedeni pele'nin tohumlarını ektiği futbol tohumlarının yeşermesini hızlandırmak ve ülkede futbola olan ilgiyi arttırıp en azından 2010 dünya kupasında finallere oynayabilecek kapasitede bir takım kurabilmek olduğunu öğrendik. hedeflerine az çok yaklaşmış bir amerika var şimdi karşımızda. sistemin ve sabrın meyvelerini toplamak istiyorlar biraz da ama alacakları daha çok yol olduğunun da farkındalar. görünen o ki 94, amerikaya yaramış ve o dönemde futbolla tanışan nesil daha sonra bütün dünya kupalarına katılacak kadar geliştirmiş kendini. ancak abd bundan sonra bir sıçrama daha yapması gerektiğinin farkında. potansiyeli yüksek iyi fizikli, mücadeleci takımlarına artık birer süperstar monte etmeleri gerektiğini biliyorlar. eskiye göre daha popüler olan futbol hala istenilen derecede yaygın değil. bu da genç yeteneklerin sayısına çok da olumlu etki yapmıyor. 94 dünya kupasında abdlilerin hatırısayılır bir kısmının turnuvadan haberi dahi olmadığı biliniyor. futbolun farkındalığını arttırmak içinse 2018 gibi büyük bir fırsat var önlerinde. seçildiği günden beri dünyada birçok insana pembe hayaller kurduran obama'nın fifa'ya yolladığı organizasyona destek mektubu ne kadar akıl çelebilir? 2010 aralık ayında bunun cevabını alacağız hep beraber.
i want you 2018!
“çocukken jakarta’nın tozlu caddelerinde futbol oynadım ve bu spor mahallemin çocuklarını bir araya getirdi. şimdi bir babayım ve aynı birliktelik ruhunun halen canlı olduğunu kızlarımın futbol antrenmanlarında ve karşılaşmalarında görüyorum. futbol tam anlamıyla bir dünya sporu ve dünya kupaları, dostluk ve centilmence mücadelenin en iyi yaşandığı organizasyonlar. bu sebeple fifa dünya kupası’na aday olmanın anlamı sadece spor mücadelelerine ev sahipliği yapmaktan çok daha büyük.” -b. obama
30 Temmuz 2009 Perşembe
iş işten geçti mi?

olimpiyatlar....
"daha hızlı, daha yüksek, daha ileri" diye bilinen bir mottosu vardır ancak yüzmede bu cümlenin sonuna "daha teknolojik" lafını da eklemek halihazırda mümkün. hikayemiz şöyle başlar: speedo'nun mühendisleri sürtünmeyi en aza indirebilmek, mayoları daha pürüzsüz hale getirmek için araştırma yapmaktadırlar. ancak bu "daha pürüzsüzleştirme" mevzusu ancak bir yere kadar fayda sağlamaktadır. daha sonra köpekbalıklarını inceleyen mühendisler şaşırtıcı bir gerçekle karşılaştılar. köpekbalığı derisi sanılanın aksine tamamen pürüzsüz değil, bir miktar suyu üzerinde tutacak kadar pürüzlüydü. suyun su üzerinde kayması herhangi bir kati maddeden cok daha rahat oldugu icindir ki bu basit gerçek köpekbalığına mümkün olan en az sürtünmeyle hareket etme şansı veriyordu. speedo da bunun üzerinde durdu ve daha elemelerde bile peş peşe rekorlar getiren mucize mayolar ortaya çıktı. speedo'nun faydaların sadece bu kadar da değildi: vücudu, daha hidrodinamik bir pozisyonda tutup oksijenin vücutta dağılımını da düzenlemeye katkı sağlamaktaydı. bunları kısaca özetlersek toplamda %2.2 performans artışı.
ilk olarak sadece elit yüzücülere dağıtılan bu mayolar rekorlar gelmeye başlayınca speedo'nun anlaşmalı olduğu bütün federasyonlara gönderilmeye başlandı. çin sponsoru nike'la bu formayı giymek için anlaşma yoluna gitti. rekorlar birbirini izledi hatta birbirlerini ezdiler. yarışmaları 2. bitirenler bile eski rekorun üzerinde bir derece alabilir hale geldi. 2008'de yüzmede bu mayolar sayesinde tam 133 rekor kırıldı. halen roma'da devam eden şampiyonadan da elemelerde dahi rekorlar gelmeye devam ediyor. fima aldığı kararla tekstil bazlı olmayan mayoların kullanımını 2010'dan itibaren yasakladı ancak insanlık nasıl bir idman programıyla bu teknolojik farkı kapatıp 2010'dan sonra rekor kırabilecek? ya da bu mayoyla fındık kırar gibi kırılan o rekorlar geçersiz mi sayılacak? ya da belkide bu mayoları tamamen serbest bırakıp rekorların teknoloji yardımıyla da olsa limitlerine ulaşmasını mı beklemeli? bu kadar önemli mevzuların cevapları şu anda belli değil ama tek gerçek eski mayolar geri dönüşün sanılandan daha sancılı olacak olması...
29 Temmuz 2009 Çarşamba
bmw'den f1'e veda
berlin'e doğru: blanka

atletizm dünyasının en sempatik ve başarılı isimlerinden biri o. başarı kısmı kimilerince tartışmaya açık olsa da (özellikle geçen sene) stefka kostadinova'nın 2.09'unu geçmesi beklenen belki de tek isim şu anda. olimpiyatta tia hellebaut'a şansızca geçildi ve golden league'in son ayağında da ariane friedrich'e geçilerek 500bin$ 'dan oldu.
bu iki olay öylesine kritikti ki geçen sene katıldığı 22 yarışın 20'sini kazanan blanka böylece belki de en kritik 2 yarışta geçilerek sezonu üzücü bir biçimde kapamış oldu. kim bilir belki de dünya rekoru kırma ve kamuoyunun kendisinden sürekli kazanması yönündeki beklentiler geçen seneki konsantrasyon bozukluğunu açıklar ama bu noktada sorulması gereken bir soru akla geliyor ki bu çok önemli: blanka artık dünya şampiyonasında ondan beklelnenleri kaldırabilecek kadar dayanıklı mı? haftasonu yapılan londa gp'sinde 2.02 derece yapan ve salı günü de monako'da en büyük rakibi olarak gösterilen ariane friedrich ile 2.03 yaparak kazanan vlasic form tutmakta olduğunun sinyallerini verdi. ancak dünya şampiyonasında da bir talihsizlik yaşarsa bu yürek daha fazlasını kaldırmaz bilesin blanka!
30 Mayıs 2009 Cumartesi
barcelona'nın futbol tarzını sevmemek...
böyle düşünen sadece ben mi varım bilmiyorum ama barcelona'nın oynadığı futbolu sevmiyorum. hani spikerlerin bile maç anlatırken ağızlarının suyunu akıtan o çok pasa dayalı futbol bana inanılmaz sıkıcı geliyor. belki alışkanlıktandır dedim. yıllardır türk takımlarının oynadığı belli bir kalıba girmeyen futbol stiline alışkanlığıma ya da ingilteredeki gibi en kısa yoldan kaleye ulaşmayı amaçlayan futbolu benimsememe bağladım bunu. r.madrid'in, ingiliz takımlarının, italyan takımlarının bile maçlarını izlemeye bayılan ben iş barcelonaya gelince rakibi ingiliz değilse izlememeye başladım.
bunun nedenini uzunca düşünüp bir sonuca vardım sonunda: barcelona'nın garanti futbolunu sevmiyordum. o kadar pas yapıp rakip ceza sahasına gelen hatta rakip ceza sahasının içinde bu pasları yapmaları bizi "ne zaman vuracak acaba?" beklentisine bile sokmayan dış şut denemelerinin tahmin edilebildiği, hava hakimiyeti çok da iyi olmayan bi hücum gücüyle ortaların da az olması yerden pas trafiğine zorluyordu takımı ve bunu da ziyadesiyle abartı yapabilen barcelona tarafımdan sıkıcı yaftasını yiyor.



