1 Haziran 2010 Salı

6+2+2+.......

klüpler birliğinde alınan karar tff'ye sunulmuştu ve tff de bu kararı onayladı. buna göre turkcell süper lig'de mücadele edecek kulüplerin on yabancı futbolcu ile sözleşme imzalamasını karara bağladı. buna göre 6 yabancı sahada 2 yedek klübesinde 2 tane de trübünde futbolcu bulundurabilecek takımlarımız. avrupa maçlarında ise durum isteğe bağlı tabiki. taraftarların tribünlerde futbolcu hasreti çekmelerine daha fazla göz yummayan tff'yi aldığı bu karar dolayı                                                          kutlayıp "te allam" diyoruz.
         

dünya kupasının kilit oyuncuları...

      

         bir ingiliz gazetesinde görmüştüm benim de aklıma yattı bu iş ben de bir iki karalayayım dedim. kimisi gazeteden kimisi benden. işte ülkeleri için bu turnuvada en önemli oyuncular:  

  • cezayir : rafik saifi (55 maç, 18 gol) milli takımın en çok gol atan oyuncularından biri.
  • arjantin : lionel messi (41maç,13 gol) herkesin beklediği milli takımı sırtlama işini           kaldırabilecek mi?
  • avusturalya : mark bresciano(52maç 11gol) adı manchester city ile anılmakta. bu onu daha da ateşler mi?
  • brezilya : kaka (73 maç 26gol) sezon boyu sıkça sakatlandı ancak milandanki kaka'nın           yarısı kadar oynarsa şüphesiz çok şey kazandırır takımına
  • kamerun : samuel eto'o (87 maç 42 gol) daha milli takım kampına katılmadan eleştiriler   alması biraz moralini bozdu sanki
  • şili : matias fernandez (34 maç 7gol) 2006 yılında colo-colo takımında 30 maçta 20 gol istatistiği tutturan ve en iyi güney amerikalı futbolcu seçilen"matigol"den çok şey bekliyor şili

  • danimarka : christian poulsen (71 maç 5 gol) juventus'la  çok prblem yaşadı, gönderilmek istendi, direndi ancak sezon boyu sakatlıklar yaşadı sıkça. kupada sağlam bir duruş sergileyebilirse danimarka orta sahasına büyük direnç katar.
  • ingiltere : wayne rooney (55 maç 25 gol) defans ve orta sahası rüya takım gibi olan ingiltere'de forvetteki en istikrarlı isim. ingilizlerin hayalleri onun ayağına bakıyor.
  • franck ribery (41 maç 7 gol) fransa'nın en önemli oyuncusu. anca zidane'ın futbolu bırakmasıyla milli takımda göze çarpan lider eksikliğini doldurabilecek kadar olgunlaştı mı, hep beraber izleyeceğiz.
  • almanya : mesut özil (8 maç 4 gol) aslında ballack'ın sakatlanmasıyla üzerine büyük bir yük bindi. henüz çok genç ama alman ekolüyle yetişmesi onun bu baskının altından kalkmasına yardım edecektir. 
  • gana : boateng kardeşler aslında burada essien vardı son ana kadar malum ama o sakatlanınca ganayı taşımak boateng kardeşlere kaldı. iki kardeşin oynadığı takımlarda performanslarının arttığı söylenir. ıspatlamak onların elinde. 
  • yunanistan theofanis gekas (45 maç 20 gol) yunanistanın en önemli kozu. dünya kupası eleme maçlarında yunanistanın attığı 20 golün 10 tanesini o attı.
  • hollanda : wesley sneijder (56 maç 12 gol) burada robben'in harika performansını görmezden gelmedim ama sneijder'in rolü robben'den biraz farklı. kendisinden hollanda'nın beyni olması beklenmekte ve gününde olursa hollandayı iyi yerlere taşır.
  • honduras : wilson palacios (68 maç 4 gol) milli takımının en çok forma giyen oyuncusu genç yaşına rağmen. tottenham'da iyi bir sezon geçirdi.
  • italya : gianluigi buffon (100 maç) bu sene o da sakatlıklardan çok çekti. güney afrika kadrosunda belli bir yıldız öne çıkmadı italyada. böylece takımı sırtlayacak en büyük aday buffon oldu.
  • fildişi sahilleri : dider drogba (61 maç 41 gol) tartışılmaz. 4 yıl önceki dünya kupasında  ülkedeki iç savaşın taraflarının silah bırakmasını sağlamıştı fildişi'nin kupaya katılmasını sağlayarak. 
  • japonya : shunsuke nakamura (91 maç 23 gol) ceza sahası civarında japonya'ya faul yapmanın cezasını kesebilir. 
  • meksika : rafael marquez (87 maç 10 gol) 2 kez şampiyonlar ligini kazanmış bir isim ve bu seneye kadar da düzenli olarak ilk onbir oyuncusu barcelona'nın. teceübesi tartışılmaz.
  • yeni zelanda : ryan nelsen (38 maç 6 gol) mütevazi yz kadrosunun göze çarpan kaptanı. iyi bir savunmacı ve frikikleri tehlikeli
  • nijerya : jon obi mikel (24 maç 2 gol) chelsea'de essien'in yokluğunda yükselen bir performans tablosu çizdi.
  • kuzey kore : hong yong-jo (38 maç 11 gol)  - 
  • paraguay : roque santa cruz (64 maç 20 gol) 2006 dünya kupasının en seksi yıldızı seçilmişti. bu sene sakatlıklardan kurtulamadı. form tutabilirse durdurması çok güç bir stili var
  • portekiz : christiano ronaldo (67 maç 22 gol) gitmeden özetledi aslında her şeyi: "takım olarak iyi oynarsak bir yere gelebiliriz. tek başıma ne yapabilirim ki?"
  • sırbistan : dejan stankovic (85 maç 13 gol) milli takımda en çok forma giyen isim ve ayrıca kaptanı. her yerde oynar. kaya gibidir.
  • slovakya : marek hamsik (29 maç 8 gol) çok iyi bir sene geçirdi ve kendini milli takıma hazırladı denebilir. başka bir klübe transfer olup yedek oturmaktansa hazır olarak dünya kupasına katılmayı seçti. chelsea'nin peşinde olduğu konuşuluyor.
  • slovenya : milijove novakovic (36 maç 13 gol) elemelerde takımının beş golle en skoreriydi.
  • güney afrika : stevan pienaar (43 maç 2 gol) everton'lı orta saha oyuncusunun üzerinde ev sahibi olmanın büyük bir ağırlığı var. 
  • güney kore :  park ji sung (84 maç 11 gol) güney kore'nin en kariyerli futbolcusu.
  • ispanya : xavi (82 maç 8 gol) ispanya'nın beyni. 
  • isviçre : tranquillo barnetta (45 maç 6 gol) leverkusen'in sağ-sol kanat oynayabilen yetenkli oyuncusu. sakatlık problemi yaşamazsa şık asistler izletebilir bizlere.
  • abd : london donovan (120 maç 42 gol) büyük tecrübe. amerika'yı en azından gruptan çıkaracak yeteneğ ve liderliği var.
  • uruguay : diego forlan (58 maç 22 gol) uzatmalarda liverpool ve fulham'ı eli boş gönderdi. geçen seneye göre ligde daha sakindi ama önemli maçlarda öne çıkabildi. umalım da dünya kupasında da döktürmeye devam etsin. 

31 Mayıs 2010 Pazartesi

yapma fildişi!

     yukarıdaki bayrak başlıktan anlaşılabileceği gibi fildişi sahillerine ait. renklerin biraz soluk oluşu milli takım formalarına da yansımış malesef.  2006 dünya kupasında turuncu ağırlıklı hoş bir tasarım kullanan fildişinin 2010 güney afrika forması bence epeyce kötü tasarlanmış renklerin, adeta dans ederken birbirlerinin ayaklarına basar görüntüsü vardı uyum açısından.  ya da düşündüm de venus williams gibi seksi bir hava katmak için de yapılmış olabilir o şortlardaki kahverengilik! resim dün oynanan fildişi-paraguay hazırlık maçından ve umarım o formayı değiştirme fırsatı olur fildişinin.

  meraklısına not: maç 2-2 beraberlikle sona erdi. goller lucas barrios(75)aureliano torres (89) souleymane bamba (73) didier drogba (53)

30 Mayıs 2010 Pazar

-bir şey unuttuk ama neydi nihatçım?

       geçen gün aziz yıldırım bir talihsiz açıklamaya daha imza atarak şu açıklamayı yaptı. hatırlatma için özet geçersek bursaspor'u hesaba katmadığını söyledi başkan ve diğer iki büyüğe 10-12 puan fark atmanın önemine değindi. burdaki mantık 2007 yılına kadar bir nebze geçerliydi ancak ortada iki sene şampiyonluk kovalamış bir sivas varken nasıl sadece galatasaray ve beşiktaşı düşündü onu merak ediyorum cidden. artık aziz yıldırım ligin sadece üç takım arasında oynanmadığını görmeli. son yıllarda dört büyüklerin arasına sürekli bir takım girer oldu ve gidişat da bunu bir süre daha sürme eğiliminde olduğı zannımca.  kaldı ki bursa geçen sene 2. devrede en çok puan toplayan ya birinci ya da ikinci takımdı ve diplerden gelip neredeyse  uefa'ya bilet almak üzereydi. şampiyon olamama şokunu hala atlatmadığını varsayıyorum aziz bey'in. ama fenerbahçe gibi bir klübü geçen sene bülent uygun'un söylediği sözlerdeki gibi kabul etmek biraz abuk kaçar.  ne demişti uygun derseniz;

       "şampiyon biziz birinci kim?" 

  nerde kaldı islam çupi'nin fenerbahçesinin büyüklüğü? ya da nerede kaldı rakiplere saygı? 

hayri gül ile 2016'ya güle güle...


         ve sonunda beklenen gün geldi çattı, sonucuyla da yıktı geçti koca memleketi. açıkçası son sunumların  sonucu çok etkilemediğini düşündüğüm oylamada aleyhimize gelişen iki olay vardı. birincisi ramazan ayı-içki ilişkisiydi ki bence diğer lobilerin elindeki büyük ve malesef haklı bir konuydu. özellikle kayseri üzerinde dolaşan bu çekinceye zamanında (2005 ya da 2006) ramazan ayında ankara üniversitesi kantinini basan gazi üni.li sözde ülkücü tayfanın oruç kavgasına ve millete  çektirdiği eziyete saşih olmuştum. başkent'i böyle olan bir ülkede daha muhafazakar illerinde neler olabilirdi, onu da az çok tahmmin etmek olası. bu konuyla ilgili işin bir ilginç yanı da urfa neden yok, doğudan başka il neden yok diye bık bık eden, kayserinin adaylığını kabullenmiş kimi yazarların sonuçlar açıklandıktan sonra keşke daha açık görüşlü yerler seçseydik diyebilmiş olmalarıydı. ikinci sebep de son anda kinder süpriz yumurtadan çıkan nicolas sarkozy'di. delegeler sanırım o ana kadar daha rahattılar ve tek fransız ile uğraşabileceklerini düşündüler ama o süpriz ve teker teker tanıştırma faslı üzerlerindeki baskıyı arttırdı sanırım. 

         neyse giden gitti kalan kaldı sonuçta. ne şenez erziğe "neden lobi yapmadınız" diye çatan gazetecilere, ne de olayın komplo teorileri kısmında "keşke biz de para yedirseydik"çilere girmeyeceğim ama son bir şeye değinmek isterim ki o da diğer rakiplerin kafilelerindeki futbolculardı. bizim futbolun ne kadar gerisinde kaldığımızın resmi gibiydi malesef. müthiş bir yıldızlar geçidiydi resmen...

24 Mayıs 2010 Pazartesi

tesadüf

            yukarıda ziya doğan aşşağıda güvenç kurtar. bu iki hocanın takımları konyaspor ve altay dün akşam play-off maçında karşı karşıya geldi ve maç 2-2'lik eşitlikle sonlanmasıyla konya tekrar turkcell süper lig' e  merhaba dedi. ancak bu maçın en iginç tarafı bu iki hocanın da bu sene diyarbakırspor'da görev yapmış olmalarıydı. kader işte...

        

number 1

      ve boynuz kulağa son düzlükte iki boy fark attı sayın seyirciler. "special one"ın söylediği gibi  "beni sadece bendne daha iyi bi teknik direktör yenebilir ki öyle biri yok, ya da ustam yenebilir" dedi ve öyle de oldu. topla oynama oranı %70leri geçen takımların taraftarlarınca hala burun kıvrılan bir adam ki yine münih oynadı inter topa göre pozisyon aldı. robben'in sağdan bindirmeleri yetmedi, bayer uzaktan da olsa şut bulmakta çok zorlandı. barça maçında kale önüne çekilen uçak hala oradaydı. maçtan sonra real madrid'le hemen hemen anlaştığını da çıtlattı. 

         "şüphesiz ki ben herşeyi kazanırım" aziz josé

20 Mayıs 2010 Perşembe

yemin ediyorum bıktım!..

         ya ben size ne diyeyim bilmem ki?  biri susuyor diğeri başlıyor.öncelikle 09-10 sezonuna dair temennilerimi belirtmiştim burada. takım takım gidersek:

  •  yıldırım demirören kongre sürecinde işin delegeler ayağından oldukça rahat olmasına rağmen beşiktaş taraftarı büyük sıkıntı çıkardı başkanına. o da seçim sürecinde kendine dersler çıkarmış olacak ki ikinci yarıda daha iyi bir yönetim sergiledi. basında pek görünmedi, demeç işini tamamen mustafa denizliye devretti. beşiktaşlı olmamama rağmen tek üzüldüğüm nokta başkanın kendi stadında maç seyretmemesidir. 
  • adnan polat'da ilk yarı yüzü gülenlerdendi aslında. güzel futbol ve farklı galibiyetler keyiflendirmişti sanırım onu ancak ikinci yarı gelen sakatlıklar ve kötü sonuçlar, devre arası kiralık gelen oyuncuların uyum sorunu, taraftar-arda gerginliğiyle takımın yarışta geriye düşmesiyle içine kapandı biraz. en azından tebrik edilmesi gerekli diye düşünüyorum demirören gibi. çok konuşmadı arada fazla ses yükseltmeden eleştirilerini yaptı. yaşanan hayalkırıklığı sessiz kalmasınada önemli bir sebepti.
  • sadri şener de sezona medyaya hugo broos'un aslında ne kadar iyi bir hoca olduğunu (tabi dolaylı olarak da şehire) başarı için biraz sabra ihtiyaçları olduğunu anlatmakla başladı ancak alınan sonuçlar onu hoca değişikliğine sürükledi. belki de iyi oldu ki biz de şenol hocamıza kavuştuk sonunda (hayır trabzonlu değilim ama çok severim şenol hocayı). ikinci yarıda  "hocamızın arkasındayız" yollu demeçler gerekmediği için daha çok diğer kulüpleri kucaklayıcı, trabzon'u herkesi kucaklayan bir büyük takım görüntüsüne kavuşturmak için çabaladı. ayrıca alayla söylediği "kupa bizim, şampiyonluk fenerin" gibisinden laflarını anlamayan ironiden bihaber insanlara da el sallıyorum. trabzon fenere yatarsa ilin girişinde uçağını düşürürler tabancalarla(!) ordaki fener nefreti bambaşka çünkü.
  • çetin süper(!)di bu sene. ilk bursa maçından sonra neler neler denmedi ki. "çekiyorum takımı ligden" dediğinde demiştim tutmayın küçük enişteyi diye ama geçen sene yıldırım demirörenin yaptığı gibi lafta kaldı. çeşitli maçlardan sonra son derece boş konuşarak ve sürekli "hakemler bizi düşürmek istiyor" gibi beyanlarla diyarbakır'ı ligde tutmaya çalıştı ancak tutunamadı. az evvel taraftar sitesini yokladığımda ise ikinci ligde de başkanlığa devam kararı almış ve yönetimden biri istifa etmiş. ne diyelim ne kadar sevmesemde umarım sonu kocaeli ya da hacettepe gibi olmaz takımın.
  • ibrahim yazıcı da sezona sakin başlayıp diyarbakırspor ve bursada oynanan ermenistan maçında yakaladığı tempoyu gazeteci tartaklayarak zirveye taşıdı (!) ah be başkan şu olayda saçmalamasaydın ya da diyarbakırdan adam gibi bir özür dileyebilseydin zamanında herşeye rağmen, tam anlamıyla mükemmel ve kusursuz bir sezon olacaktı bursasporun. bunlar dışında hakemlerle yada rakiplerle ilgili sözleriyle hemen hemen hiç yer almadı medyada. ama bu iki kusur daha çok peşinden gelecek kendisinin sanırım.
  • gelelim aziz yıldırıma. takım kötü giderken cd dağıtmalar mı ararsınız maç sonu yenildiklerinde nihat-şekip tarafından hakem eleştirileri mi dersiniz ki çok adil davranıp ertesi hafta kazandıkları maçtan sonra da hakemi eleştirerek yaptıkları şov da görülmeye değerdi ve acınasıydı açıkçası. özellikle cd dağıtma mevzusu takımı toparlamak ateşlemek için de yapılıyor olsa, fenerbahçeye yakışmamıştır bence. lig bitiminden sonra rüştüyle girdiği polemiğe girmeyeceğim ama fenerin son haftalarda rakip kalecileri ayarladığı şeklindeki aşşağılık görüşe ne kadar sert yanıt verse de birşey diyemezdim gerçi. 

    

       geldik yazımızın sonuna. hatırlayabildiğim kadarıyla yazmaya çalıştım bu senenin öne çıkan yöneticilerini. aslında denizli ve ankaragücü yönetimlerine de birşeyler söyleyecektim ancak batarya bitmek üzere. sonra da geri dönmem herhalde. neyse, umarım seneye yönetimlerin susup futbolu oynayan ve oynatanların konuştuğu bir lig olur hepimiz adına. artık bir adam çıkıp birilerine salladı diye okulda ya da orda burda birbirlerini yiyen farklı takımda adamlar görmekten gerçekten de bıktım.



başardık...


    yazılacak çok şey var ama daha sonraya... hala kendine gelemedi bu bünye :)

7 Mart 2010 Pazar

diyarbakır bursa maçına dair bir alıntı

maça giden bir bursaspor taraftarı öğretmenin gözünden yaşananlar...

http://emosimoghislain.blogspot.com/2010/03/macta-bulunan-bir-ogretmen-abimizin.html

22 Kasım 2009 Pazar

ah be henrycik!..

     bildiğiniz gibi fransa ile irlanda arasında oynanan dünya kupası play-off eleme maçında fransa 1-0 gerideyken thierry henry bir durat top organizasyonunda dışarı giden topu avuçlayarak gallas'ın önüne yuvarlamış ve fransa'nın penaltılara kalmadan dünya kupası vizesini almasını sağlamıştı. maç sonunda da henry "benim suçum yok, hakem görseydi" gibisinden birşeyler saçmaladı.  bu olaylardan sonra insanlar henry ile alay etmek için alaycı montaj işine daldılar haklı olarak.  etrafta epey resim olmasına rağmen benim beğendiğim 4 tanesi şöyleydi...


sıkıntı...

enke ve de nigris'in  ailelerine başsağlığı dilemek için geç kaldım biliyorum ve her ne kadar kimse umursamayacaksa da kendilerinden özür dilerim. 

hazır chelsea'nin transfer yasağı kalkmışken...

 geçtiğimiz milli takım arası nedeniyle boş kalan futbol gündemini ingiliz gazeteleri, transfer yasağı geçici olarak kaldırılan chelsea'ye oyuncu transfer etmekle geçirdi epey. haberlerde isimleri geçen oyuncular ve transfer olma ihtimali şöyleydi: 

* sergio aguero (atletico madrid) -- 4/5

* garry cahill (bolton w.) -- 3/5

* goran pandev  (lazio) -- 3/5

* jack rodwell (everton) -- 3/5

* angel de maria (benfica) -- 4/5

* james milner (aston villa)-- 2/5

* patrick vieira (inter)-- 4/5

* aaron lennon (spurs)-- 3/5

* david villa (valencia)-- 4/5

6 Kasım 2009 Cuma

spor fotoları


Site Meter