24 Mayıs 2010 Pazartesi

tesadüf

            yukarıda ziya doğan aşşağıda güvenç kurtar. bu iki hocanın takımları konyaspor ve altay dün akşam play-off maçında karşı karşıya geldi ve maç 2-2'lik eşitlikle sonlanmasıyla konya tekrar turkcell süper lig' e  merhaba dedi. ancak bu maçın en iginç tarafı bu iki hocanın da bu sene diyarbakırspor'da görev yapmış olmalarıydı. kader işte...

        

number 1

      ve boynuz kulağa son düzlükte iki boy fark attı sayın seyirciler. "special one"ın söylediği gibi  "beni sadece bendne daha iyi bi teknik direktör yenebilir ki öyle biri yok, ya da ustam yenebilir" dedi ve öyle de oldu. topla oynama oranı %70leri geçen takımların taraftarlarınca hala burun kıvrılan bir adam ki yine münih oynadı inter topa göre pozisyon aldı. robben'in sağdan bindirmeleri yetmedi, bayer uzaktan da olsa şut bulmakta çok zorlandı. barça maçında kale önüne çekilen uçak hala oradaydı. maçtan sonra real madrid'le hemen hemen anlaştığını da çıtlattı. 

         "şüphesiz ki ben herşeyi kazanırım" aziz josé

20 Mayıs 2010 Perşembe

yemin ediyorum bıktım!..

         ya ben size ne diyeyim bilmem ki?  biri susuyor diğeri başlıyor.öncelikle 09-10 sezonuna dair temennilerimi belirtmiştim burada. takım takım gidersek:

  •  yıldırım demirören kongre sürecinde işin delegeler ayağından oldukça rahat olmasına rağmen beşiktaş taraftarı büyük sıkıntı çıkardı başkanına. o da seçim sürecinde kendine dersler çıkarmış olacak ki ikinci yarıda daha iyi bir yönetim sergiledi. basında pek görünmedi, demeç işini tamamen mustafa denizliye devretti. beşiktaşlı olmamama rağmen tek üzüldüğüm nokta başkanın kendi stadında maç seyretmemesidir. 
  • adnan polat'da ilk yarı yüzü gülenlerdendi aslında. güzel futbol ve farklı galibiyetler keyiflendirmişti sanırım onu ancak ikinci yarı gelen sakatlıklar ve kötü sonuçlar, devre arası kiralık gelen oyuncuların uyum sorunu, taraftar-arda gerginliğiyle takımın yarışta geriye düşmesiyle içine kapandı biraz. en azından tebrik edilmesi gerekli diye düşünüyorum demirören gibi. çok konuşmadı arada fazla ses yükseltmeden eleştirilerini yaptı. yaşanan hayalkırıklığı sessiz kalmasınada önemli bir sebepti.
  • sadri şener de sezona medyaya hugo broos'un aslında ne kadar iyi bir hoca olduğunu (tabi dolaylı olarak da şehire) başarı için biraz sabra ihtiyaçları olduğunu anlatmakla başladı ancak alınan sonuçlar onu hoca değişikliğine sürükledi. belki de iyi oldu ki biz de şenol hocamıza kavuştuk sonunda (hayır trabzonlu değilim ama çok severim şenol hocayı). ikinci yarıda  "hocamızın arkasındayız" yollu demeçler gerekmediği için daha çok diğer kulüpleri kucaklayıcı, trabzon'u herkesi kucaklayan bir büyük takım görüntüsüne kavuşturmak için çabaladı. ayrıca alayla söylediği "kupa bizim, şampiyonluk fenerin" gibisinden laflarını anlamayan ironiden bihaber insanlara da el sallıyorum. trabzon fenere yatarsa ilin girişinde uçağını düşürürler tabancalarla(!) ordaki fener nefreti bambaşka çünkü.
  • çetin süper(!)di bu sene. ilk bursa maçından sonra neler neler denmedi ki. "çekiyorum takımı ligden" dediğinde demiştim tutmayın küçük enişteyi diye ama geçen sene yıldırım demirörenin yaptığı gibi lafta kaldı. çeşitli maçlardan sonra son derece boş konuşarak ve sürekli "hakemler bizi düşürmek istiyor" gibi beyanlarla diyarbakır'ı ligde tutmaya çalıştı ancak tutunamadı. az evvel taraftar sitesini yokladığımda ise ikinci ligde de başkanlığa devam kararı almış ve yönetimden biri istifa etmiş. ne diyelim ne kadar sevmesemde umarım sonu kocaeli ya da hacettepe gibi olmaz takımın.
  • ibrahim yazıcı da sezona sakin başlayıp diyarbakırspor ve bursada oynanan ermenistan maçında yakaladığı tempoyu gazeteci tartaklayarak zirveye taşıdı (!) ah be başkan şu olayda saçmalamasaydın ya da diyarbakırdan adam gibi bir özür dileyebilseydin zamanında herşeye rağmen, tam anlamıyla mükemmel ve kusursuz bir sezon olacaktı bursasporun. bunlar dışında hakemlerle yada rakiplerle ilgili sözleriyle hemen hemen hiç yer almadı medyada. ama bu iki kusur daha çok peşinden gelecek kendisinin sanırım.
  • gelelim aziz yıldırıma. takım kötü giderken cd dağıtmalar mı ararsınız maç sonu yenildiklerinde nihat-şekip tarafından hakem eleştirileri mi dersiniz ki çok adil davranıp ertesi hafta kazandıkları maçtan sonra da hakemi eleştirerek yaptıkları şov da görülmeye değerdi ve acınasıydı açıkçası. özellikle cd dağıtma mevzusu takımı toparlamak ateşlemek için de yapılıyor olsa, fenerbahçeye yakışmamıştır bence. lig bitiminden sonra rüştüyle girdiği polemiğe girmeyeceğim ama fenerin son haftalarda rakip kalecileri ayarladığı şeklindeki aşşağılık görüşe ne kadar sert yanıt verse de birşey diyemezdim gerçi. 

    

       geldik yazımızın sonuna. hatırlayabildiğim kadarıyla yazmaya çalıştım bu senenin öne çıkan yöneticilerini. aslında denizli ve ankaragücü yönetimlerine de birşeyler söyleyecektim ancak batarya bitmek üzere. sonra da geri dönmem herhalde. neyse, umarım seneye yönetimlerin susup futbolu oynayan ve oynatanların konuştuğu bir lig olur hepimiz adına. artık bir adam çıkıp birilerine salladı diye okulda ya da orda burda birbirlerini yiyen farklı takımda adamlar görmekten gerçekten de bıktım.



başardık...


    yazılacak çok şey var ama daha sonraya... hala kendine gelemedi bu bünye :)

7 Mart 2010 Pazar

diyarbakır bursa maçına dair bir alıntı

maça giden bir bursaspor taraftarı öğretmenin gözünden yaşananlar...

http://emosimoghislain.blogspot.com/2010/03/macta-bulunan-bir-ogretmen-abimizin.html

22 Kasım 2009 Pazar

ah be henrycik!..

     bildiğiniz gibi fransa ile irlanda arasında oynanan dünya kupası play-off eleme maçında fransa 1-0 gerideyken thierry henry bir durat top organizasyonunda dışarı giden topu avuçlayarak gallas'ın önüne yuvarlamış ve fransa'nın penaltılara kalmadan dünya kupası vizesini almasını sağlamıştı. maç sonunda da henry "benim suçum yok, hakem görseydi" gibisinden birşeyler saçmaladı.  bu olaylardan sonra insanlar henry ile alay etmek için alaycı montaj işine daldılar haklı olarak.  etrafta epey resim olmasına rağmen benim beğendiğim 4 tanesi şöyleydi...


sıkıntı...

enke ve de nigris'in  ailelerine başsağlığı dilemek için geç kaldım biliyorum ve her ne kadar kimse umursamayacaksa da kendilerinden özür dilerim. 

hazır chelsea'nin transfer yasağı kalkmışken...

 geçtiğimiz milli takım arası nedeniyle boş kalan futbol gündemini ingiliz gazeteleri, transfer yasağı geçici olarak kaldırılan chelsea'ye oyuncu transfer etmekle geçirdi epey. haberlerde isimleri geçen oyuncular ve transfer olma ihtimali şöyleydi: 

* sergio aguero (atletico madrid) -- 4/5

* garry cahill (bolton w.) -- 3/5

* goran pandev  (lazio) -- 3/5

* jack rodwell (everton) -- 3/5

* angel de maria (benfica) -- 4/5

* james milner (aston villa)-- 2/5

* patrick vieira (inter)-- 4/5

* aaron lennon (spurs)-- 3/5

* david villa (valencia)-- 4/5

6 Kasım 2009 Cuma

spor fotoları


16 Ekim 2009 Cuma

a milli futbol takımı hakkında bir tespit...

ekşisözlük'ten alavgan'ın tespitidir:

1996 - avrupa şampiyonası
1998 - boş
2000 - avrupa şampiyonası
2002 - dünya kupası
2004 - boş
2006 - boş
2008 - avrupa şampiyonası
2010 - boş

şimdi buradan çıkardığımız bir seri var.
bir turnuvaya;
1 defa katıldıysak 1 defa katılamamışız,
2 defa üst üste katıldıysak, 2 defa üst üste katılamamışız.

yani 2012'de kesin varız, hadi yine iyiyiz.

haftanın sözü...

        bu hafta fabio capello ve feridun düzağaç'tan öylesine güzel iki söz vardı ki paylaşmadan yapamadım... 

      ilki feridun düzağaç'ın radikal gazetesindeki yazısının başlığı ve türkiye-ermenistan maçının siyasi atmosferini anlatıyor: siyaset futbolun üzerinde ve arada yastık yok!.. (daha güzel anlatılamazdı bu maç)

    ikinci sözümüz de capello'dan beckham'a geldi.  beckham'ın beyaz rusya maçında 2 gol atan crouch yerine 30 dakika oynamasına rağmen maçın adamı seçilmesini obama'nın nobel barış ödülünü almasına benzetti. ne diyelim büyüksün capello...


benzerlik

  capello-yukar bak adlı animasyon filmi karakteri carl hödö benzerliği. 

11 Ekim 2009 Pazar

epic fail!

      bir dünya kupası elemelerinin daha sonuna geldik. artık dananın kuyruğu koptu ve bu yazı yine almanya, italya ya da  brezilya'yı destekleyerek geçireceğimiz belli oldu. şu aralar yine televizyonlarda o tiksindiğim laf dolaşıyor : kendi göbek bağımızı kendimiz kesemedik". her haltı son ana bırakan biz kendi bağımızı zaten bu noktaya gelene kadar kendi takımımız oynamadı da başkaları saçma sapan puanlar kaybetti. hala nasıl olur da bunun sorumlusu biz değilmişiz gibi davranıyorlar anlamıyorum. 

10 Ekim 2009 Cumartesi

rezalet...


     ve beşiktaş bir yönetim rezaleti daha sergiledi sevgili seyirciler. daha önce de kapatılan ancak yapılan görüşmeler sonucu 6 ay ek süre alan bjk tv lisans problemini bu süre içinde çözemeyince rtük tarafından yayını durduruldu gs tv de benzer bir akıbetten son anda kurtuldu... beşiktaşlı olmamama rağmen türk televizyonlarındaki en iyi iddaa programını bünyesinde barındırdığı için
arada izlediğim bir kanaldı ve malesef demirören'in eksi hanesine ismini yazdırdı. umarım en kısa zamanda yayınına daha dolu bir içerikle geri döner zira yayında olduğu dönemin %50'sini ekranda rengarenk kutulu bir yarışma programıyla geçiriyordu. ha bir de insan beşiktaş tv'nin web sitesine bir yazı koyar. milletin hiçbir şeyden haberi yok. cidden ayıptır.

Site Meter